Olamaz mı? Olabilir😇

🙂

Bu yazıyı gençliğimin yegane şarkıcılarından çelik listem eşliğinde; çay ve içinde hangi tür meyvenin olduğunu anlayamadığım bir çeşit pastayı mideye götürürken yazıyorum.

Yıl 2011… Şubat ayı…

Bacakları titreten, burnun ucunu sızlatan ve ilikleri donduran sert bir Konya havası. Memleketin dört bir yanı açık tabi cereyan yapıyor. Yine bir gün muhtemelen derslerin birine girmemiş, aylak aylak Konya’dan bağımsız kendi halinde bi raconu olan Bosna’da takılıyorum. Gittiğim bi waffle’cı var sürekli. Çerkezlerin işlettiği. Üniversite zamanlarını özlemeyen yoktur di mi? Ben çok.

Bir akşam yine prova var-mış, ama o kadar haberim yok ki… Aşırı dalgın günlerimden birindeyim. Cinens sinemasında aldım soluğu. Yeni bir film girmiş vizyona. Ankara temalı. Sanki Ankara’ya aşırı uzakta gurbetteyim de özlemim depreşti. ”Aşk Tesadüfleri sever” Hassas noktamız ise : Mehmet Günsür. Özgür filmde fotoğrafçı. Babası da öyle. Yıllar sonra karşılaştığı çocukluk aşkı da oyuncu. Filmde Şinasi Sahnesi detayı falan beni benden alıyor. Bayılıyorum Ankara detayları olan filmlere… Ankaralılık 🙂 Aldım bir bilet.

Hiçbir fikrim yok… Rasgele girdim. Filmde ara ara: ”Eylül Akşamı” çalıyor… Ba yı lı yo rum bu şarkıya… Neyse 2 saatin sonunda filmin sonuna yaklaşıyorum. Bu arada provayı tamamen unuttum. 6210 model telefonum bir kıdım şarjla hayata tutunmaya çalışıyor. Ben sulak gözlerle filmin son demlerindeyim. Dışarıda deli gibi yağmur yağıyor. Bir kilo gözyaşı akıttıktan sonra film bitiyor, sessiz sakin olan telefonuma bakıyorum; milyon tane cevapsız çağrı. Saat: 20’yi gösteriyor. Tam telefon ekranımdaki cevapsız çağrılara dönmeye yeltendiğim an telefonum tamamen kapanıyor. Bi dolu çağrıyı görünce provanın olduğu aklıma geliyor hele şükür. Bir telaşla Gençlik merkezine koşturuyorum, fıtı fıtı provaya yetişiyorum. Gözlerim yağmurdan sonraki ıslak asfalt gibi. Gerçekten neden bu kadar yamulmuşum ben?

Telefonumu şarja takıyorum, prova vs. derken gece sonu yine şarıl şurul üzerime dökülmeye devam eden yağmurun altnda yurda doğru yürüyorum. Sıçana döndüm. Yurda geliyorum, koşturmaca da cüzdanımı düşürmüşüm. Allahım, sınanıyorum. Bu yağmurda bulamam da. Beş parasız abimi arıyorum. ”Para gönderir misin şu hesaba”.. Abim bir takım sevimsiz cümleler kullanırken ben telefonu kapıyorum ve yatışa geçiyorum.

1 hafta sonrasına Kontur’dan Ankara’ya gidiş otobüs biletim vardı. Konya’da okuyan tüm Ankaralıları delip geçerek zar zor aldığım bilet de, kaybolan cüzdanda kalarak bana elveda demiş oldu. Neyse ben kara kara düşünürken arkadaşlarım tarafından Meram’a çağrılıyorum. İntikal etmem icap ediyor.. Tıngır mıngır Zafer’e doğru yol alırken birden telefonum kapanıyor. ( 2 hafta önce satın aldığım yeni Telefon imei klonlanması sebebiyle ) Cüzdan yok, telefon off. Bana bahşedilmiş ulu sakinliği korumaya çalışırken, bulunduğum tramvay arıza yapıyor. Aşırı stres içinde kendimi raylara atıyorum.

İyi kızdı… Sevgiyle anıyorum kendimi…

Neyse ev halkından zavallı sabuhaya arkadaşının hesap numarası aracılığıyla bir miktar harçlık gönderiliyor. Zafer’de atm önünde sıra beklerken tam o esnada arkadaşımın telefonu çalıyor. Elif Arıcı’ya ait elimizde bir adet cüzdan var, size 48 saat mühlet.. Neden arkadaşım? Çünkü Kontur biletlerine, arkadaşımla beraber gideceğimiz için onun no’yu vermişiz… Nasıl güzel bi hareket bu, neresinden baksan güzel.

O gece yağmurda benim gibi yürüyen o sıçan kimdi acaba? Neyse bu önemli bi ayrıntı ama gidip Kontur biletime kavuşmalıyım önce, sadece onu düşünüyorum şu an. Verdiği adres Bedesten çarşı taraflarında bir halı dükkanı. Neyse gidiyorum arkadaşımla beraber yine fıtı fıtı… Bizi çok şirin, sevimli bir amca ve eşi karşılıyor. Dükkan sadece bir halı dükkanı ama cok tatlı da bi ayrıntı var. 6-7 tane analog makine kolleksiyonundan oluşan bi dolap. Satılık mı diyorum yok diyor tatlı amca. Ama içim nasıl kalıyor anlatamam 😦

‘Sever misin fotoğraf çekmeyi’ diye soruyor.

Severim ama makinem yok henüz. ( Gözlerimi makinelere dikmişim, küçük emrah gibi boynum bükük, psikolojik baskı yapıyorum keşke benim olsa bakışlarıyla )

O kadar tatlılar kii, çay tatlı derken epey muhabbet ediyoruz. ( Dükkan bu arada Meşhur Mithat’a da yakın. Tiritçi olan )

Hobi olarak fotoğrafçılık yapıyormuş gençken. Bu makineler de hep birilerinin hediyesiymiş. Tek tek anlatıyor. En güzel detaya geliyor. Amcamız eşiyle onun fotoğrafını çekerken tanışmış. Nerden baksan cok tatlı olay değil mi 🙂 Böyle güzel tanışma hikayelerine bayılıyorum.

Bu arada cüzdanı merak ediyorsunuz di mi? Konu halı dükkanına nasıl geldi diye. O gün bu sevimli çiftin kızları da benimle aynı filmdeymiş. Sonra kendisiyle telefonda teşekkür için görüştüğümde bu tesadüfle karşılaştık. Bosna’da yürürken yerde bulmuş. Kendisinin şehir dışına gitmesi gerektiği için de anne ve babasına bırakmış.

Bu tatlı sohbetin ardından cüzdanı alıp vedalaştık. Bana giderken tatlı hanımefendi bi paket verdi. Bi hayli ağır bi paket. Ne var bunda ya hu 🙂 Sürpriz olsun diye gidince açmamı istedi. Seni mi kırıcam tatlış. Vedalaştık çıktık. Benim aptal telefonum klonlu olduğu için geçici hizmet veremese de arkadaşım numaralarını aldı. Ayrıldık.

Biz dayanamayıp tramvayda paketi açtık. Hayatımda aldığım gerçekten en sürprizli hediye olabilir.

Zenit 11 fotoğraf makinesi. Bir de not vardı:

” Çektiğin her kare sana ilham olsun. Umarız fotoğraf çekerken gerçek aşkı bulursun ”

( Not hala duruyor bu arada 🙂 )

Gözyaşım pıt.

Dünya böyle tatlı insanlar sayesinde dönüyor bence kesinlikle. iyi ki biletiniz varmış diyor sonra da 🙂 Ulu Kontur biletinin bana yaptığı iyiliğe bakar mısınız!

Ne zaman gündoğumu ve günbatımı anına denk gelsem hemen bu tatlı anım gelir aklıma.

Bi de Eylül Akşamı şarkısı 🙂

Şuraya bırakıyorum, belki dinlemek isterseniz

Taştan değiliz, elbet üzülüyoruz, acı çekiyoruz. Hep gülmüyoruz. Hep neşeli değiliz. Ama en kötü halimizden bile bir şekilde kurtuluyoruz zamanı gelince. Duygularımız evrim geçiriyor, her gün bambaşka bi surete bürünüyoruz ama güneş her sabah doğmaktan asla vazgeçmiyor. Aynı ihtişamla…

Bir gün yolda okula doğru giderken çok umutsuz hissettiğim bi anda tramvayda biri bana peçete uzatıp, aynen bunu demişti “ hayat hiçbir şey için üzülmeye değmez, bak güneşe her sabah doğmaktan asla vazgeçmiyor, her sabah sen de yeniden doğmalısın” sonra da gözden kaybolmuştu.. Anneme ne zaman anlatsam seni hızır yoklamış der dkdk😀

Pekii belki.. aynı anda aynı sessiz geceye doğru içim sıkılıyor demişizdir, aynı sabaha uyanırken kimbilir aynı düşü görmüşüzdür.

Olamaz mı?

Olabilir 🙂

Şarkıyla sizi başbaşa bırakıyor, kocaman öpüyorum😘

2 comments

  1. Okumadım yaşadım resmen okurken de iki de bir fotoğraf makinemi elime alıp çekimde yaptım ama okudum 😅 Bitince ne yaşadım acaba dedim 😎😅

    Beğen

Yorum bırakın