Özlem

Bu yazıyı A Star Is Born filminin muhteşem düeti Shallow eşliğinde; çay ve içinde hangi tür meyvenin olduğunu anlayamadığım bir çeşit pastayı mideye götürürken yazıyorum.

Şarkıyı ve filmi daha önceden bilmiyordum. Hayatıma tesadüfen giren biri tarafından önerildi. İşin ilginci de şuydu; saçma sapan gittiğim bir motor kursunda ikimizin de o kursta ne kadar oraya ait olmadığımızı anlamamızdı. Sonra izleyince filmi de çok sevdim, şarkılarını da. Ben biraz geriden geliyorum eski bi film hala izlemeyen varsa öneririm 😉

Bir şeylere özlem duymayı özledik en başta ya… Ne diyorsunuz?

Eskiden insanlar birbirini özlerdi. Şimdi en fazla kargoyu özlüyoruz. “Dağıtıma çıktı” mesajından sonra yaşanan duygusal çöküşün tarifi yok.

Birini özlemek güzeldi. Mahalleyi özlemek, yaz tatilini özlemek, eski bir şarkıyı özlemek… Birini değil de, onunla ilgili inandığın şeyleri özlemek… liste uzar… Şimdi oturup düşünüyorum da ben en son neyi özledim?

Galiba 2020’den önceki benliği özlüyorum. O kızın dizleri ağrımıyordu, reflüsü bu kadar yaratıcı değildi ve yediği pastanın içindeki meyveyi ilk üç lokmada anlayabiliyordu.

Bu arada hâlâ çözemedim. Şu an böğürtlen ile vişne arasında gidip geliyorum. Muz çıkarsa çok kırılırım.

Hayat da biraz böyle değil mi zaten? Büyük soruların peşindeyiz ama asıl mücadelemiz pastanın içindeki meyveyle.

“Aşk nedir?”
“Mutluluk nedir?”
“Bu kırmızı şey frambuaz mı?”

Shallow arkada yükselirken ben de üçüncü çatalı aldım. Lady Gaga şu an beni görse muhtemelen “Girl, get your priorities straight” derdi.

Belki de özlediğimiz şey insanların kendisi değil; her şeyin bu kadar karmaşık olmadığı zamanlardır.

Meyve hâlâ tespit edilemedi. Bazı insanlar gibi.

İçlerinde ne taşıdıklarını ancak çok geç anlıyorsunuz.

Ya da bilmiyorum.

Belki sadece açım😌

Siz en çok neyi özlüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım🙌🏻

Temmuzda görüşmek üzere ❤️

Yorum bırakın