Aynam

Onu istiyorum’dan çok “beni anlasın isterdim”

Bazen gerçek olan şeyler de sürdürülemez olur.

Bazen güzel şeyler yanlış zamanda yaşanır.

Bazen iki insan birbirine yanlış zamanda çarpar.

Bazen sen savaşırsın aslında kendinle, karşındaki sadece sonucu görür.

Birinin hayatına yük olmadan sevmeye çalışırken kendi yükümü tek başıma taşıyordum.

Kendi içimde adını koyamadığım, tam başlayamayan ama bir türlü de tamamen bitmeyen şeyler var.

Benim hikâyem biraz buydu.

Aynamdı…

Ona bakarken sadece onu görmedim.
Kendi sevgimi, sabrımı, korkularımı ve ne kadar derin hissedebildiğimi de gördüm.

Yüzümün o aynaya bakarken ne kadar mutlu olduğunu ve bir o kadar yalnız olduğunu da.

Onu kaybetmemek için ne kadar küçük sevdiğimi de.

Sanki içimde hiçbir şey büyümüyormuş gibi yaparak.

Oysa büyüyordu.

Bir işte yan yana düşmek.
Bir kahve molasında aynı masada oturmak.
Kalabalık ekiplerin içinde sana ait birkaç dakika çalmak. Bir omzuma dokunduğun birkaç saniyeyi günlerce hatırlamak. Söylediğin bir sözü anlamsızca çok değerli bulmak.

Bunlar dışarıdan çok küçük şeylerdi.
Ama benim içimde büyük yankılar yarattı.

Ve bunu sana hiç yük etmemeye çalışmak…

Bunların yükünün bende ne kadar büyük olduğunu “anlamanı isterdim” bir o kadar da mutlu ettiğini.

Sevdiğin şeylerle hatıra yaratmak. İçimden geldiği gibi davranmak… Dışarıdan küçük ama duygusu büyük bazı şeyler işte.

İlk defa bir adama kurabiye yapmak, saçma sapan müzik listeleri hazırlamak, aptalca komik hediyeler almak. Benim içimden gelenler beni gerçekten motive eden şeylerdi. Buna izin verdiğin sürece vardın. Karşılığı olması gerekmiyordu. Çünkü bazen insan kendi kendine bu şekilde mutlu olabiliyor, bir beklentiye girmeden..

Kendi hayatım dağınıkken seni sevmeye çalışmak en trajik kısmı hikayenin.

Boğazımı yakan reflüler. Stresle başa çıkmaya çalışırken mideme giren ağrılar. Hastane randevuları. Sayısnı bile karıştırdığım ilaçlar… En önemlisi de bu dönemi atlatmak için kullandığım antidepresanlar..

Bir sevgiyi unutmak için değil..

Seni hem çok severken hem de arkadaş kalabilmek için, çökmüş vücudumu toparlayabilmek için..

Bu cümleyi yazmak bile can acıtıyor.

Çünkü ne kadar zorlandığımı anlatıyorum.

Hem sevip, hem törpüleyip hem de zihnimle savaşmak çok yoruyordu

Ben de YORULDUM.

Kendi bedenimle savaşıyordum.

Kendi kaygımla savaşıyordum.

Ve bütün bunlara rağmen sana mümkün olduğunca hafif gelmeye çalışıyordum.

Tüm her şeye rağmen neşemi kaybetmemeye çalışıyordum.

Tatlı olmaya çalışıyordum.

Bakım vermeye çalışıyordum.

Asla yük olmaya çalışmıyordum.

Sonra bir gün kötü hissettim.

Uzaklaştım.

Sessizleştim.

Ve yanlış anlaşıldım.

Benim sessizliğim küslük sanıldı.

Benim kırılganlığım problem gibi görüldü.

Ve bana ağır gelen cümleler duydum.

O cümleler sadece kulağıma değil, kalbime çarptı.

Çünkü kimse savaşımı bilmiyordu.

Kimse ne kadar zor ayakta durduğumu bilmiyordu.

Ve en çok buna kırıldım;

Beni sadece en kötü anımdan ibaret sanmana.

Belki sen bunu hiçbir zaman tam olarak bilmeyeceksin.

Belki ben de senin ne hissettiğini hiçbir zaman öğrenemeyeceğim.

Ama artık biliyorum;

Bir insanın seni yanlış anlaması, sevginin güzelliğini azaltmaz.

Ve bazen bazı insanlar hayatımıza sonsuza kadar kalmak için değil…

İçimizde ne kadar derin sevebildiğimizi göstermek için gelir.

Şimdi öğrenmeye çalıştığım şey şu;

Bir başkasını severken kendimi daha çok sevmem.

Bir başkasını düşünürken kendimi daha çok düşünmem.

Kendimi seçmem.

Tüm kırgınlıklara, tüm savaşlara, tüm küslüklere rağmen… Baktığım en “ben” olan aynaya…

Sevgiler❤️

Özetle “ ben öyle birini sevdim ki Balı ve Zehri vardı”…

Yorum bırakın