İhtimaller Müzesi

Bazı duygular yüksek sesle gelmez. Kapıyı çalmaz ve yavaşça içeri sızar.

Bir bakışın süresi uzar, bir cümlenin tonu yumuşar, tesadüfler küçük bir teselliye dönüşür.

İnsan böyle zamanlarda kalbinin tam ortasında beliren o ince sızıya isim koyamaz.

Çünkü henüz bir hikâye yoktur. Sadece bir ihtimal vardır ve ihtimal bazen gerçeğin kendisinden daha büyüleyicidir.

Füsun’un asıl meselesi belki de buydu. Kemal onu seviyordu, evet. Ama Füsun sevilmekten çok, gerçekten fark edilmek istiyordu. Gözünün içine bakıldığında orada var olduğunu hissetmek… Yarım değil, tam.

Hikaye boyunca kim farketti; Füsun gerçekten neyi sever, neye sinirlenir? Kemal gibi herkesin zihninde de; genç, güzel, talepkar ve fevri bir kadın olarak kaldı. Kimse gerçekten onu anlayamadı. Daha doğrusu kimse Füsun’u gerçekten göremedi… Görülmek isteyen birinin görülmek için verdiği çaba… O kadar acı ki şu cümle. Sorunlar çıkarması, öfkelenmesi, pes etmesi… Kimse gerçekten bunların altında yatan o Füsun’u göremedi.

Masumiyet Müzesi’nde aşk, çoğu zaman söylenemeyen cümlelerin etrafında dolaştı. Dokunulamayan bir duygu, eşyaların arasında yaşamaya devam eder. Bir tokada, bir cam bardakta, bir anının gölgesinde.

Belki de insan, adı konmamış duygulara bu yüzden tutunur.

Çünkü netlik geldiğinde büyü bozulabilir.

Oysa belirsizlikte her şey mümkün görünür.

Bir ilişki bazen başlamaz ama hissedilir. Söz verilmez ama beklenir. Adı anılmaz ama akla gelir.

Romantik olan şey belki de budur; Kalbin bir ihtimali sevmesi.

Fakat zamanla şunu anlar insan; İhtimal, bir yön değildir.

Sıcaklık, bir varış noktası değildir. Kalp heyecanı tanır. Ama ruh güveni arar. Gerçek sevgi, sembollerin arkasına saklanmaz. Bir bakışa sığmaz. Bir jestle yetinmez. Derin olan şey, kararsızlık değil; c e s a r e t tir.

İhtimaller Müzesi tam da burada kurulur.

Bir jest cam fanusa konur. Bir iltifat ayrı bir rafa. Bir yarım cümle özel koleksiyona. Bazen en romantik görünen hikâyeler, aslında tamamlanmamış cümlelerden ibarettir.

Ve insan bir noktada şunu seçer: İhtimali değil, netliği. Çünkü aşk, müze vitrininde sergilenmez, yaşanır.

Ve bazı duygular,

adını koyamadığımız için değil, adını koyacak cesaret bulamadığımız için yarım kalır.

Belki de büyümek, bir ihtimali sevmeyi bırakıp kendini seçmektir.

Yaniii.. Kısaca;

Bazı insanlar birini sevmez, ona sadece tutunur.

Ama gerçek şu ki iyileşmeyen her bağ; aşk gibi hissettirir ve tüketir.

Peki…

Siz bir ihtimali mi severdiniz yoksa kendinizi mi ?

❤️

2 comments

  1. Ya şöyle olsaydı, ya böyle yapsaydı, ya şunu deseydim.. bunlar belki de bizi bu kadar yoran.. ama olasılık olsa “yapsaydım, söyleseydim vs” bunlara gerek kalmazdı. Her zaman önce “canım kendim” demek gerek belki de… insan yaşamadan öğrenemiyor

    Liked by 1 kişi

Yorum bırakın