Bir cümle bir yol

Gizli sjsj

Yıl 2012… Üniversiteden mezun olup geldim ve Ankara’nın göbeğinde kara kara ne yapacağımı düşünüyorum. Kuzenim bi fırın açmıştı, benden cv istedi.

Benim Cv: İleri seviye ekmek ve pasta yapma beceriksizliğim, orta seviye portakal suyu sıkma becerim ve ortamdaki herhangi bir pasta veya şekerlemeye karşı zaafım, hızlıca tüketme gibi özel güçlerim var.

Bu cv karşısında kayıtsız kalamayan kuzenim bana fırın müdürü olmayı teklif etti dkdkj

Kendine uygun bi iş bulana kadar çalışır mısın dedi, zıpladım ben de. Dükkanda bir yandan çalışıyorum bir yandan da yiyorum tabi. Poğaça,simit,pasta yemekten o dönem 54 kiloyu görmüştüm. Şaşırabilirsiniz ama evet ilk defa 51 kilonun üzerine çıkmıştım. Nasıl çıkmıyım? Müşteri yokken sürekli yiyorum tezgahın arkasında. Hatta uydurmasyon bi muzlu mini pasta yapmıştım adı da muzlu ponçikler; onu satışa sunmuştuk ama o kadar güzeldi ki satılmadan ben öğlene doğru yarısını yemiş oluyordum.

Hesap kitap, ekonomi, Maliye vs.. bu işlerde gerçekten üzerinde uzun süre düşünmeye üşendiğim için iyi değilim. Yoksa Borsa’daki kârımdan bahsetmiyorum bile. ( Nazara gelirim falan ) Şuna gelicem; o dönem kasaya da bakıyorum, dükkan yeni, eleman yok. Sürekli akşam kasada açık çıkıyor 🙂 Yani yediğim şeylerin karşılığı da yok.

Neyse bir gün yine sıkıntıdan muzlu ponçikleri mideye götürürken içeriye bir hanımefendi girdi, minyon, sevimli, 65-70 yaşlarında.

-Geçen burdan muzlu ponçiklerden almıştım var mı onlardan yine ? diye sordu. Hepsini yemişim yazıklar olsun bana, ‘malesef kalmadı’ dedim. Üzüldü, ‘çok güzeldi yarın yine olur mu’ dedi.

(Valla olur da sıkıntıdan yine kemirmezsem tabi)

-Olur olur, yarın uğrayabilirsiniz .

Hemen gitmedi bana tahsilimi sordu. Ben de yeni mezun olduğumu bir takım planlarım olduğunu söyledim. (Bu arada Konum: Fırın Dükkanı,ileri bir takım planlar: Yüksek Gastronom sjssj )

-Ben meclisten emekliyim, dedi.

( Meclis ?? Sadece her gün otobüsle önünden geçtiğim yer olsa gerek ? )

Mütercim tercümanmış minnoş hanımefendi.

Devam etti: ” Ben ingilizce tercümanım. Meclis’te çalıştım yıllarca. 30’lu yaşlarımdan sonra seyahat etmeye başladım,hiçbir şey için geç değilmiş ve bir hobim vardı keman çalıyordum. Ne yaşarsan yaşa, asla geriye bakıp bunu neden yaptım diye kendine kızma. En azından denedim de. Yapabileceklerine fırsat ver. Bir hobin mutlaka olsun, bir yabancı dilin de. Kendinden emin yürü yolunda. Eğer sen kendinden eminsen, kimse senin bileğini bükemez.” ( tam burda başka bir şey anlatmıştı aslında ama onu su an yazmayı tercih etmiyorum ) maybe later

Ponçik tatlılardan alamadan boynu bükük ayrıldı dükkandan. O günden sonra 2-3 hafta aynı cümleler kafamda dolanıp durdu. Ayrıca bilen bilir benim hafızam berbattır, hatırlamam için üzerinden uzun bi süre geçmesi gerekir dkdkdk

İlginç bir tesadüftü. Ne yapmam gerektiğini dahi bilmediğim, bir amacım dahi olmayan bir yaştaydım ve yıllar sonra o kadının emekli olduğu kurumdayım.

Şu an hayatta mı değil mi bilmiyorum ama umarım mutludur dediğim o tatlış kadın karşıma çıksaydı şunu söylerdim: “ Ben buradan emekli olur muyum bilmiyorum ama söylediklerinizden sadece şu cümle fırtına etkisi yarattı ve hiç unutmadım; “Kendinden eminsen kimse senin bileğini bükemez.”

Ve şunu eklerdim. “ muzlu ponçikolar yerini vişneli tayfır’a bıraktı”

Yıllar sonra bu cümlenin aslında şunu anlattığını farkediyorum; insanlar sizi kontrol edemediklerinde düşmanınız olacaklar. Yani konu bükülmeye çalışılan bir bilek değil, kontrol edilemeyen bi duruş. Yoksa girdigimiz kabın şeklini almayı da secebilirdik?

Aradan yıllar geçti. Planlar değişti, yönler saptı, yollar uzadı. Ama ben ne zaman kendimden şüphe etsem, bir fırın dükkânında uyduruk tatlı arayan o minnoş kadını hatırlıyorum. Bazı insanlar hayatımıza kalıcı olmak için değil, doğru cümleyi söyleyip gitmek için giriyor.

Hayatımda pek çok şeyi unuttum; yediğim pastaları, açık çıkan kasaları, plan sandığım belirsizlikleri…Ama bazen insanın hayatını değiştiren cümleler, tam da en alakasız yerlerde söyleniyor. Meğer yol, gerçekten de yürüyene açılıyormuş. Kendine inanmayı göze alana.

Hayatın ne kadarını göze alırsak o kadarını yaşarız bence, sence ?

Kısaca; THE JOURNEY OF A THOUSAND MILES BEGINS WITH ONE STEP.

Mucks😘

4 comments

  1. O muzlu poncik’in icadı
    mütercim tercümanın onu sevmesi fırına gelmesi..
    hayat hikayesini sana anlatması ve senin şu anda mecliste çalışıyor olman tesadüf değil 🤍

    Beğen

  2. “Hayatın ne kadarını göze alırsak o kadarını yaşarız… “ sanırım bu cümle benim yol arkadaşım olacak. Yazı çok hoşuma gitti biraz da benim hayatıma benzer…

    Beğen

Ahmet Okur için bir cevap yazın Cevabı iptal et